7.11 Nasıl Bir Renktir?
Kayseri’de sabahlar hep sert başlar. Hava ne kadar temiz olursa olsun, insanın içine işleyen bir soğuk vardır burada. Çocukluğumdan beri buna alışmam gerekiyordu ama bazı sabahlar hâlâ aynı soruyu soruyorum kendime: “Bu şehir neden bu kadar sessiz?”
O sabah da öyleydi. Saat tam 07.11’i gösterdiğinde, penceremin kenarında durmuş dışarı bakıyordum. İşte o an, aklıma garip bir soru düştü: 7.11 nasıl bir renktir?
Bu soru ilk başta saçma geldi bana. Ama bazı sorular, insanın içine bir kere düşmeye görsün… orada büyür, kök salar. Ben de o sabah, o sorunun içinde kaldım.
07.11’in Sessizliği
Saat 07.11 olduğunda şehir henüz tam uyanmamıştı. Kayseri’nin sokakları yarı uykulu, yarı umursamazdı. Bir köşede simitçinin tezgâhını kurarken çıkardığı metal sesleri duyuluyordu, uzaktan bir otobüsün motoru titriyordu.
Ben ise camın önünde durmuş, elimde soğumuş çayla o ana bakıyordum.
O an içimde tuhaf bir his vardı. Ne tamamen mutsuzdum ne de mutlu. Daha çok askıda kalmış bir duygu… sanki bir şey olacak ama henüz olmamış gibi.
7.11 bana hep bunu hatırlatıyor: başlamamış ama bitmemiş bir şey.
Eğer bir renk olsaydı, sanırım griyle mavi arasında bir yerde olurdu. Ne tam karanlık ne de parlak. İnsanların çoğunun fark etmediği ama sabahın en dürüst anı gibi.
Hayal Kırıklığıyla Başlayan Günler
O dönem hayatım pek düzenli sayılmazdı. 25 yaşındaydım ama sanki içimde daha erken yaşta kalmış bir taraf vardı. Beklediğim şeyler olmuyordu, planlarım sürekli erteleniyordu.
Bir gün, en yakın arkadaşım dediğim kişiyle de yollarımız sessizce ayrılmıştı. Kavga bile etmemiştik aslında, bu daha kötüydü. Konuşmalar azaldı, mesajlar gecikti, sonra tamamen bitti.
O günlerde sabah 07.11’ler daha ağır geliyordu bana.
Çünkü o saat, bana hep yarım kalan şeyleri hatırlatıyordu.
Bir sabah yine aynı saatte uyandım. Alarm çalmamıştı, kendi kendime açmıştım gözlerimi. Telefonuma baktım: 07.11.
O an içimden bir cümle geçti, hâlâ unutamam:
“Demek ki bazı şeyler gerçekten hiç değişmiyor.”
İşte o an 7.11’in rengi biraz daha koyulaştı. Lacivert gibi… içine bakınca derinleşen, insanı içine çeken bir renk.
Bir Otobüs Yolculuğu ve Beklenmedik Bir An
Bir gün sabah erken saatlerde şehirlerarası otobüse binmem gerekti. Kayseri’den çıkmak, biraz nefes almak istiyordum. Cam kenarına oturdum. Hava henüz aydınlanmamıştı.
Telefonum yine aynı saati gösterdi: 07.11.
Tam o sırada otobüs hareket etti. Şehir yavaş yavaş geride kalırken içimde garip bir hafiflik oluştu. Sanki bir şeyleri geride bırakmak kolaymış gibi hissettim.
Yan koltukta yaşlı bir adam vardı. Elinde eski bir saat tutuyordu. Bana dönüp “Saatin ne gösterdiğini fazla önemseme” dedi.
Gülümsedim ama içimden düşündüm:
“Ben zaten saati değil, 07.11’i düşünüyorum.”
O adamın sesi, sabahın sessizliğinde başka bir anlam kazandı. Sanki hayat bana küçük bir işaret gönderiyordu.
O an 7.11 bana bej tonunda göründü. Ne tamamen umut dolu ne de karamsar. Sakin, kabullenmiş bir renk.
Umutla Hayal Kırıklığı Arasında
Hayatımın o döneminde en çok zorlandığım şey, umutla hayal kırıklığı arasındaki o ince çizgiydi.
Bir şeylere başlamak istiyordum ama içimde sürekli bir “ya olmazsa” sesi vardı.
Her sabah 07.11’i gördüğümde bu ses biraz daha belirginleşiyordu.
Ama zamanla fark ettim ki bu saat sadece bir zaman değil. Bir his. Bir eşik.
Mesela bazı günler 07.11 bana yeşil gibi geliyordu. Çünkü içimde küçük de olsa bir umut filizi oluyordu. “Belki bugün farklı olur” diyordum.
Ama çoğu gün griydi. Sade, sessiz, nötr.
İnsan bazen kendi içindeki renkleri bile kontrol edemiyor.
Bir Kafenin Camında Kendimle Karşılaşmak
Bir sabah, evden erken çıkıp küçük bir kafeye gittim. Kayseri’nin o kalabalık olmayan sokaklarından birinde, köşede eski bir yerdi.
Cam kenarına oturdum. Dışarıyı izlerken telefonuma baktım: 07.11.
O an kendime bakıyormuş gibi hissettim.
Sanki o saat, bana beni gösteriyordu.
Garson çay getirdi. Bardak buğuluydu. Camdan dışarı bakarken kendi yansımamı gördüm. Yorgun, biraz düşünceli, biraz da kırgın.
İçimden şu geçti:
“Ben bu hale nasıl geldim?”
Ama ardından başka bir şey geldi:
“Belki de bu hal, geçici değildir.”
O an 7.11’in rengi biraz daha derinleşti. Bordoya yaklaştı. İçinde hem acı hem olgunluk vardı.
Bir Mesaj ve Küçük Bir Değişim
Günlerden bir gün telefonuma bir mesaj geldi. Uzun zamandır konuşmadığım birinden.
Sadece “Nasılsın?” yazıyordu.
Basit bir kelimeydi ama içimde büyük bir yankı yaptı.
O sabah yine 07.11’di.
Ekrana baktım, uzun süre cevap yazamadım. Çünkü bazı sorular basit görünür ama cevapları ağırdır.
Sonunda “İyiyim” yazdım. Ama doğru değildi. İyi değildim. Sadece alışmıştım.
O mesajdan sonra günler biraz değişmeye başladı. Hayatım bir anda düzeldi diyemem ama içimde küçük bir hareket başladı.
Ve 7.11 bana ilk kez hafif pembe gibi görünmeye başladı. Çünkü artık tamamen karanlık değildi.
Renklerin İçinde Kaybolmak
Zaman geçtikçe 7.11 benim için bir alışkanlığa dönüştü. Her sabah o saati fark ediyordum. Bazen tesadüf, bazen bir anlam gibi.
Ama artık ondan korkmuyordum.
Çünkü anladım ki bazı zamanlar insanı korkutmak için değil, durdurmak için vardır.
07.11 benim için bir durma anıydı. Düşünme, hatırlama ve bazen de susma anı.
Bir gün kendime şunu yazdım:
“Belki de 7.11, hiçbir zaman tek bir renk olmadı. O, benim ruh halimdi.”
Ve o cümleyle birlikte içimde bir şeyler yerli yerine oturdu.
Son Değil, Devam Eden Bir Sabah
Şimdi hâlâ bazı sabahlar 07.11’i görüyorum.
Ama artık aynı şeyleri hissetmiyorum.
Bazen sadece gülümsüyorum. Bazen durup derin bir nefes alıyorum. Bazen de hiçbir şey hissetmiyorum.
Ama artık biliyorum ki 7.11 bir renk değil aslında.
O, renklerin kendisi.
Bazen gri, bazen mavi, bazen yeşil, bazen de hiçbirine benzemeyen bir his.
Kayseri’de sabahlar hâlâ sert başlıyor. Ama ben artık o sertliğin içinde bile bir anlam bulabiliyorum.
Çünkü bazı saatler insanı kırmaz. Sadece kim olduğunu gösterir.
Bunu da Okuyun: Birleşik isimler nasıl oluşur ?